Bist100 endeksi haftayı yüzde %4,30’luk değer kaybıyla 14.012 seviyesinden tamamladı.
Haftalık bazda en iyi şirket performansı yüzde 18,76 yükselişle VESTL, yüzde 18,07 yükselişle DSTKF ve yüzde 17,90 yükselişle HALKB tarafında gerçekleşirken, en kötü performanslar ise yüzde 40,90 düşüşle PASEU, yüzde 38,14 düşüşle KTLEV ve yüzde 34,91 düşüşle GESAN tarafında gerçekleşti.
Haftalık bazda en iyi sektör performansı yüzde 7,19 yükselişle BIST Finansal Kiralama Faktoring olurken, yüzde 5,98 yükselişle BIST Aracı Kurumlar takip eden pozitif sektör endeksi olarak izlendi. En çok düşen sektörler ise yüzde 13,02 düşüşle BIST Bilişim, yüzde 11,24 düşüşle BIST Orman Kağıt Basım ve yüzde 10,84 düşüşle BIST Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları olarak öne çıktı.

Küresel piyasalarda 7 – 11 Eylül haftası; majör ekonomilerin büyüme patikaları, jeopolitik riskler ve yüksek enerji fiyatlarının gölgesinde biçimlenen enflasyonist seyir ile merkez bankalarının faiz politikalarına yön verecek kritik bir veri takvimiyle karşılanıyor.
Haftanın en önemli küresel başlıkları ABD’den Ağustos ayına yönelik TÜFE ve Euro Bölgesi’nden Avrupa Merkez Bankası (ECB) Faiz Kararı ile Başkan Lagarde’ın açıklamaları olacaktır. Her iki gelişme için ortak payda; jeopolitik risklerin ve enerji fiyatlarının yarattığı enflasyon endişesi ve bu dinamiklerin merkez bankaları üzerindeki sıkılaşma baskısıdır.
ABD piyasaları haftaya İşçi Bayramı sebebiyle tatille başlasa da haftanın kalan bölümünde veri akışı belirgin şekilde yoğunlaşıyor. Ana odak noktası Ağustos ayına yönelik TÜFE olurken; Conference Board (CB) Tüketici Güveni, Haftalık İşsizlik Başvuruları, Michigan Üniversitesi Tüketici Güveni ve Enflasyon Beklentileri da takip edilecek diğer kritik başlıklar arasında yer alıyor.
Mayıs ayında izlenen zirve seviyelerin ardından görece gerileyen TÜFE ve PCE verilerine karşın yüksek seyreden enerji maliyetlerine bağlı olarak katı bir görünüm sunması Fed’e yönelik faiz artışı tahminlerinin masada kalmasına yol açmaktadır. Yılın kalanına ilişkin faiz artışı patikasının nasıl şekilleneceği hususunda, istihdam verilerinin ardından açıklanacak olan bu enflasyon seti ana yönlendirici olacaktır.

Avrupa cephesinde haftanın ana manşetini Avrupa Merkez Bankası (ECB) Faiz Kararı ve Başkan Lagarde’ın basın toplantısı oluşturuyor. Bunun yanı sıra Euro Bölgesi ve İngiltere’nin 2. çeyrek büyüme rakamları, bölge ekonomisindeki risklere dair referans sunacaktır.
Euro Bölgesi'nde Manşet TÜFE'nin %3,30 seviyesine yükselmesi ve Çekirdek TÜFE'nin %2,40'ta direnç göstermesi karşısında Politik Faizi %2,40 seviyesinde bulunuyor. ECB için piyasa medyan beklentisi faiz oranlarının 25 baz puan artırılması şeklindedir. GCM Yatırım Araştırma Departmanı olarak jeopolitik risklere bağlı enflasyonist endişelerin devam etmesine paralel, ECB'nin bu toplantıda 25 baz puanlık faiz artışına gitmesini ana senaryo olarak değerlendiriyoruz. Faiz kararına ek olarak Başkan Lagarde’ın faiz artışlarının devamlılığına ilişkin vereceği mesajlar ile kış dönemi öncesi doğalgaz stoklarının durumu piyasa takibinde olacaktır.

Asya cephesinde ise Japonya 2. Çeyrek Büyüme verisi ile küresel emtia talebi açısından kritik önemdeki Çin Ağustos TÜFE rakamları takibimizde olacak.
Yeni haftada küresel piyasalara yön verebilecek makroekonomik gelişmelerle birlikte EURUSD, Altın, Petrol, Kakao, Buğday, S&P500 ve DAX40 başta olmak üzere geniş bir varlık yelpazesine ilişkin beklentilerimizi Haftalık Forex Bültenimizde sizler için paylaştık. Yaklaşık 20 farklı finansal varlığı içeren kapsamlı analiz setimizin detaylarına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
https://www.gcmyatirim.com.tr/arastirma-analiz/haftaya-bakis

Yurt içi piyasalarda 7 – 11 Eylül haftası, veri akışı ve piyasa beklentilerinin orta vadeli patikada nasıl şekilleneceğine dair referans değeri oldukça yüksek bir dönem olacaktır.
Haftaya, açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) çerçevesinde 2027 – 2029 dönemine yönelik makroekonomik hedefleri ve politika çerçevesini değerlendirerek başlıyoruz. Bir yandan son açıklanan Ağustos ayı enflasyon verileri, diğer yandan OVP beklentileri ışığında ana odak noktamız Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) faiz kararı olacaktır. Ayrıca reel ekonomi, dış denge ve bütçe üzerindeki yansımaları bütüncül bir şekilde ölçecek yoğun bir veri akışı takip edilecektir.
OVP, ekonomi yönetiminin güncel makroekonomik veriler doğrultusunda projeksiyonlarını güncellediği ve istikrar sürecini kademeli bir takvime yaymayı tercih ettiği yapısal bir dengeleme patikasına işaret etmektedir. Nitekim bir önceki programda 2026 yılı için öngörülen %16’lık enflasyon hedefinin %28,40’a revize edilmesi ve tek haneli enflasyon hedefinin programın son yılı olan 2029’da %9,00 olarak belirlenmesi, fiyat istikrarı sürecinin zamana yayılacağını göstermektedir. Bu dezenflasyonist sürecin ve iç talebi dengeleme stratejisinin bir sonucu olarak büyüme hedefleri de kademeli olarak yeniden şekillendirilmiş, 2026 büyümesi %3,30’a çekilerek (jeopolitik risk faktörüne karşın ve piyasa beklentisine göre iyimser revizyon) ekonomide kontrollü bir soğuma dönemi öngörülmüştür. Bu yavaşlama eğilimine rağmen işsizlik oranlarının 2026 için %8,10 seviyesinde tutulması ise istihdam odaklı teşviklerin ve iş gücü piyasasına yönelik yapısal önlemlerin devam edeceğine dair bir beklentiyi yansıtmaktadır. Özetle bu revizyonlar, makroekonomik dengeleri mevcut konjonktürel şartlarla görece uyumlu hale getiren bir model sunarken; piyasa aktörleri, yatırımcılar ve reel sektör için sıkı para politikası ile dengeli büyüme döngüsünün orta vadeli projeksiyon boyunca korunacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Öncü İmalat PMI verisinin 47,70’ten 48,10’a ve son 3 ayın en yüksek seviyesine ulaşmasına karşın 50 eşik seviyesinin altında kalmayı sürdürdüğü bu dönemde, sanayi üretiminin performansı yakından takip edilecek. Haziran ayında aylık bazda %0,1 ile sınırlı bir artış kaydeden ancak yıllık bazda %1,4 daralan üretim ivmesinin, Temmuz verisinde pozitif bölgeye geçip geçemeyeceği iktisadi faaliyetteki dengelenmeyi görmek adına kritik önem taşıyor.

Sıkı para politikası ve yüksek faiz ortamında hanehalkı tüketim harcamalarının seyri takip edilecek. Perakende satışlardaki aylık değişim ve 3 aylık ortalama eğilimleri, uygulanan dezenflasyonist programın iç talebi ve tüketim iştahını ne ölçüde soğuttuğuna dair en net referansı sunacaktır. Perakende satışlar, önceki dönemlerde izlenen yüksek çift haneli artışların ardından son aylarda dengelenmesini düşük çift haneli seviyelerde sürdürmektedir.

Sürdürülebilir büyüme ve TL’nin istikrarı açısından kilit rol oynayan Cari İşlemler Dengesi verisi, haftanın öne çıkan bir diğer başlığıdır. TCMB verilerine göre Haziran 2026'da cari işlemler hesabı 4,19 milyar dolar açık verirken, yıllıklandırılmış açık 38,9 milyar dolara yükselmiştir. Her ne kadar güçlü turizm gelirlerinin katkısı sürse de emtia fiyatlarındaki seyir dış ticaret açığı kanalıyla cari denge üzerinde baskı oluşturmaya devam etmektedir. Buna karşın, dış finansmana erişimin güçlü kalması ve Türkiye’nin 5 yıllık risk priminin (CDS: 219) makul seviyelerini koruması, makro-finansal istikrarı destekleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

Ağustos ayında TCMB’nin 1 hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlaması ile birlikte, daha önce üst banttan (%40) gerçekleşen fiili fonlama maliyeti resmi politika faizi olan %37 seviyesine gerilemiştir. Bu süreçte yıllık TÜFE’nin de %31,51’e sınırlı geri çekilmesiyle, net pozitif reel faiz (makas) %5,50 seviyesinde dengelenmiştir. Mart – Temmuz döneminde resmi faiz %37 olmasına karşın fiili fonlamanın %40’tan yapılmış olması, tarihsel makas analizinde dikkate alınması gereken kritik bir operasyonel dinamiktir. Mevcut %5,50’lik makas, Eylül 2024’ten bu yana oluşan %6,56’lık tarihsel ortalamanın altında kalmaya devam etmektedir. ABD – İran hattına bağlı jeopolitik risk teması, yüksek enerji maliyetlerinin enflasyon üzerinde endişe yarattığı ve küresel merkez bankalarının faiz artışına hazırlandığı bir dönemde yıllık enflasyon her ne kadar sınırlı gerileme kaydetse de Gıda ve Enerji riskinin, Hizmet sektöründeki katılığın devam ettiği izlenmektedir
Bu toplantıda piyasa medyan beklentisi TCMB’nin 1 hafta vadeli repo faiz oranı olan %37 seviyesinde bir değişime gitmemesi şeklindedir. GCM Yatırım Araştırma Departmanı olarak politika faizinde bir değişime gidilmesini beklemiyoruz. Özellikle yukarıda da izah ettiğimiz tarihsel & güncel makas farklılıkları, Eylül ayına yönelik TCMB’nin beklediği enflasyonun bu makasın ne kadar kapanacağına yönelik düşünceyle gelecek dönem projeksiyonları anlamamızı sağlayabilir. Dolayısıyla faiz değişiminden ziyade bankanın bu riskli dönemi nasıl okuduğu ve olası faiz indirim patikasına yönelik şartların nasıl şekillenebileceğine yönelik metin içerisinde vereceği mesajlar önem arz etmektedir.

Enflasyon ve faiz kararlarının yanı sıra, beklentilerin yönetimi açısından Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçları takip edilecektir.
Ağustos anket sonuçlarına göre piyasanın 2026 yıl sonu TÜFE beklentisi %29,43 seviyesinde çıpalanırken, 12 ay sonrası enflasyon beklentisi %23,69 ve 2027 yıl sonu tahmini %21,94 seviyesindedir. Ankette ilk toplantı (Eylül) için %37,00 olan faiz beklentisine karşın, ikinci toplantıya (Ekim) ilişkin faiz beklentisinin %36,13’e ve yıl sonu tahmininin %35,25’e gerilemesi; piyasanın TCMB kararı sonrasında odağını hızla Sonbahar döneminde başlayabilecek olası bir faiz indirim patikasına çevireceğini göstermektedir.

