Bist100 endeksi haftayı yüzde %2,38’lik değer kaybıyla 13.981,05 seviyesinden tamamladı.
Haftalık bazda en iyi şirket performansı yüzde 30,99 yükselişle BALSU, yüzde 23,60 yükselişle EFOR ve yüzde 19,20 yükselişle MAGEN tarafında gerçekleşirken en kötü performanslarsa yüzde 34,31 düşüşle DSTKF yüzde 12,05 düşüşle ASTOR ve yüzde 7,37 düşüşle TRALT tarafında gerçekleşti.
Haftalık bazda en iyi sektör performansı yüzde 5,10 yükselişle Kimya Petrol Plastik olurken yüzde 4,70 yükselişle Gıda İçecek ve yüzde 4,65 yükselişle Metal Ana takip eden pozitif endeksler olarak izlendi. En çok düşen sektör(lerse) yüzde 32,07 düşüşle Finansal Kiralama Faktoring, yüzde 5,42 düşüşle Madencilik ve yüzde 4,97 düşüşle Mali negatif endeks olarak izlendi.

Yurt içi piyasalarda geçtiğimiz hafta; ABD – İran hattına yönelik haberler, TCMB rezervlerindeki seyir ve Borsa İstanbul’daki fiyatlamalar gündemin ana başlıklarını oluşturdu.
Yurt içinde haftanın genelinde veri akışı sakin kalırken, fiyatlamalarda belirleyici olan ana unsur ABD-İran hattında yeniden tırmanan gerilim oldu. ABD’nin İran’a yönelik yeni füze saldırısı düzenlemesi, taraflar arasındaki çatışmanın yeniden sertleştiğine işaret etti. Buna ek olarak ABD’nin deniz ablukası başlattığını ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen yüklerden %20 ücret alınacağını açıklaması, bölgedeki ticari faaliyetler ve enerji arzı açısından endişeleri artırdı.
Hürmüz Boğazı’na ilişkin belirsizliklerin güçlenmesi, petrol fiyatları üzerinde yükseliş yaratırken, artan enerji maliyetlerinin merkez bankalarının para politikalarına yönelik beklentileri de etkileyebileceği değerlendirildi. Taraflar arasında görüşmelerin yeniden gündeme gelebileceğine yönelik haberler zaman zaman risk iştahını desteklese de, saldırıların sürmesi ve deniz ablukası kararı kalıcı bir uzlaşmaya yönelik güveni zayıflattı. Bu nedenle jeopolitik riskler hafta boyunca piyasaların ana gündem maddesi olmaya devam etti.
Kur tarafında kademeli yükseliş eğilimi korunurken, yurt içinde yeni ve güçlü bir katalizörün bulunmaması nedeniyle BIST 100 endeksinde ağırlıklı olarak küresel risk iştahı ve jeopolitik haber akışı takip edildi. ABD-İran geriliminin enerji maliyetleri ve enflasyon beklentileri üzerinden oluşturduğu baskı ile birlikte, BIST 100 endeksi haftayı negatif tarafta tamamladı.
Rezervler tarafında ise görünümde pozitif seyir izlendi. 10 Temmuz haftasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın brüt rezervleri 159,69 milyar dolardan 163,30 milyar dolara artarken, döviz ve altın rezervlerinde toplam 3,6 milyar dolarlık yükseliş kaydedildi. Aynı dönemde net rezervler de 55,04 milyar dolardan 56,28 milyar dolara yükseldi. Rezerv seviyelerinin güçlü görünümünü koruması, para politikası etkinliği ve finansal istikrar açısından önemli bir güven unsuru olmaya devam ediyor. Özellikle küresel piyasalarda jeopolitik risklerin arttığı ve sermaye hareketlerinin dalgalı seyrettiği mevcut ortamda, rezervlerdeki dengeli görünüm ekonomi yönetiminin elini görece güçlü tutuyor.
Rezervlerden menkul kıymet istatistiklerine geçtiğimizde, 6 - 10 Temmuz haftasında yurt dışı yerleşik yatırımcılar hisse senetlerinde 33,5 milyon dolar net alış, DİBS tarafında da 1,22 milyar dolar net alış gerçekleştirdi. Yılbaşından bu yana ise yabancı yatırımcılar hisse senetlerinde 1,51 milyar dolarlık net alım yaparken, DİBS tarafında 2,35 milyar dolarlık net alış gerçekleştirdi. Kısa vadede yerel ve küresel tarafta ekonomik, jeopolitik ve politik gelişmeleri bir bütün halde izlediğimizde dalgalanmalar görülse de, yıl geneline bakıldığında yabancı yatırımcıların özellikle hisse senedi piyasasına ilgisinin tamamen kaybolmadığı ve TL varlıklara yönelik seçici yaklaşımın sürdüğü görülmektedir.
20 - 24 Temmuz haftası, küresel ve yerel piyasalarda makro-ekonomik görünümü şekillendirecek oldukça kritik gelişmelere sahne olacaktır. Küresel tarafta Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) para politikası kararları, Başkan Lagarde’ın vereceği sözlü yönlendirmeler ve teknoloji devlerinden (Muhteşem 7’li) Tesla ile Alphabet’in bilançoları risk iştahını belirleyecek ana unsurlardır. Yurt içi tarafta ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararı haftanın odak noktası konumundayken; iktisadi faaliyete yönelik beklentileri yansıtan Piyasa Katılımcıları Anketi ile haftalık kapanışın ardından açıklanması beklenen Moody's’in kredi notu değerlendirmesi yerel varlıkların fiyatlamalarında belirleyici rol oynayacaktır. Hafta genelindeki veri akışı; iç talepteki dengelenmenin derinliğini, enflasyon beklentilerindeki çıpalanma düzeyini ve yabancı portföy girişlerinin sürdürülebilirliğini test edecek bir bütünlük arz etmektedir.
Yeni haftada küresel piyasalara yön verebilecek makroekonomik gelişmelerle birlikte EURUSD, Altın, Petrol, Kakao, Buğday, S&P500 ve DAX40 başta olmak üzere geniş bir varlık yelpazesine ilişkin beklentilerimizi Haftalık Forex Bültenimizde sizler için paylaştık. Yaklaşık 20 farklı finansal varlığı içeren kapsamlı analiz setimizin detaylarına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
https://www.gcmyatirim.com.tr/arastirma-analiz/haftaya-bakis
Yurt içi tarafta haftaya 20 Temmuz Pazartesi günü, Temmuz ayı Piyasa Katılımcıları Anketi ve Merkez Yönetim Borç Stoku verileriyle başlıyoruz. Piyasa Katılımcıları Anketi, özellikle önümüzdeki döneme yönelik faiz ve enflasyon beklentilerini anlamak, dezenflasyon patikasına duyulan güveni ölçmek adına önemli bir referans olacaktır. Aynı gün açıklanacak borç stoku verileri ise Hazine’nin borçlanma maliyetlerini ve döviz cinsi borç yükündeki değişimi görerek para-maliye politikası uyumunu analiz etmemize yardımcı olacak.

Hafta ortasında, 22 Temmuz Çarşamba günü açıklanacak Reel Kesim Güven Endeksi ve Kapasite Kullanım Oranı (KKO) ile sahadaki duruma odaklanacağız. Sıkı para politikasının iç talep ve imalat sanayindeki daraltıcı etkilerini daha önce imalat PMI ve perakende satış verilerinde görmüştük. Çarşamba günkü veriler, bu soğuma eğiliminin sanayide ne kadar derinleştiğini ve kapasite sınırlarını ne ölçüde zorladığını netleştirecektir.
Haftanın en önemli gelişmesi ise şüphesiz 23 Temmuz Perşembe günkü TCMB Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı. Piyasadaki genel konsensüs, politika faizinin %37,00 seviyesinde sabit tutulacağı yönünde. Ancak bizim bu kararda asıl odaklanacağımız nokta, faiz oranının kendisinden ziyade likidite yönetimi olacak. Mart ayından bu yana haftalık repo ihalelerine ara verilmiş olması ve fonlamanın koridorun üst bandından yapılması nedeniyle, bankanın likidite tarafında kademeli bir gevşemeye gidip gitmeyeceği ya da repo ihalelerine geri dönüp dönmeyeceği karar metninde arayacağımız en önemli ipucu. Brent petrolün yeniden 85 dolar sınırına dayanması ve ABD-İran geriliminin Hürmüz Boğazı üzerindeki enerji arz riskini canlı tutması, enflasyonist baskıların sürdüğünü gösteriyor. Bu tablo karşısında, Merkez Bankası'nın sıkı duruşunu ve mevcut sıkılaşma eğilimini korumasını bekliyoruz.

Yurt içi ve dışındaki bu hareketli haftayı, 24 Temmuz Cuma gecesi açıklanması beklenen Moody's kredi notu kararıyla tamamlayacağız. Bölgesel jeopolitik risklerle 300 baz puanın üzerine çıkan 5 yıllık ülke risk primimizin (CDS), gerilimin görece hafiflemesiyle 230 seviyelerine çekilmesi ve yıl başı seviyelerine yakınlaşması olumlu bir seyir. Ancak hem bölgesel hem de küresel risklerin hala masada olması nedeniyle, Moody's'in Türkiye'nin "Ba3" notunda ve "Durağan" görünümünde bu aşamada bir değişikliğe gitmesini beklemiyoruz. Burada asıl izleyeceğimiz nokta, kurumun Türkiye’nin makro-ekonomik dengelenme adımlarına ve geleceğe yönelik politikalarına dair yapacağı değerlendirmeler ve vereceği sinyaller olacak.

2026 yılı ikinci çeyrek bilanço dönemi, 20 Temmuz’da Türkiye Sigorta’nın (TURSG) açıklayacağı finansal sonuçlarla başlayacak. Bankacılık sektöründe ilk sonuç 28 Temmuz’da Akbank (AKBNK), finans dışı şirketlerde ise aynı gün TAV Havalimanları (TAVHL) tarafından açıklanacak. Bu dönemde sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri ve iç talepteki yavaşlamanın şirket bilançoları üzerindeki etkilerinin daha belirgin hale gelmesi bekleniyor. Nominal satış büyümesinin reel karlılığa aynı ölçüde yansımadığı bir görünüm öne çıkarken, güçlü nakit akışı üreten, fiyatlama gücünü koruyan ve finansman yükünü etkin yöneten şirketlerin olumlu ayrışabileceğini düşünüyoruz.
Çeyrek boyunca Orta Doğu’da yükselen jeopolitik tansiyon; enerji, navlun ve sigorta maliyetleri üzerinden şirketlerin gider yapısını etkileyen önemli unsurlar arasında yer aldı. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca satış gelirleri ve net kar rakamlarına değil; FAVÖK marjı, serbest nakit akışı, net borç/FAVÖK oranı, işletme sermayesi yönetimi ve şirketlerin yılın geri kalanına yönelik beklentilerine de odaklanması bekleniyor.
Bankacılık: Yüksek fonlama maliyetlerinin net faiz marjı üzerindeki sınırlayıcı etkisi devam ederken, TÜFE’ye endeksli tahviller ile ücret ve komisyon gelirlerinin sektör karlılığını desteklemesi bekleniyor. Kredi-mevduat makası, vadesiz mevduatın toplam mevduat içindeki payı, aktif kalitesi ve takipteki kredi oranındaki değişimler sektör görünümü açısından belirleyici olacak. Swap maliyetleri ve ülke risk priminin seyri de yakından izlenecek.
Sanayi ve İhracatçılar: Kur hareketleri şirketlerin TL bazlı gelirlerini desteklese de yüksek işçilik, enerji ve finansman maliyetleri marjlar üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. TL’nin reel olarak güçlü seyri, özellikle düşük katma değerli üretim yapan ihracatçıların rekabet gücünü sınırlıyor. Bu ortamda döviz pozisyonunu dengeli yöneten, finansal yapısı güçlü ve katma değerli üretime ağırlık veren şirketlerin daha dirençli sonuçlar açıklaması beklenebilir.
Perakende ve Tüketim: Gıda perakendesi, temel tüketim ürünlerine yönelik talebin devam etmesiyle görece defansif görünümünü koruyor. Enflasyon kaynaklı fiyat artışları ciroları desteklerken, personel, kira ve lojistik giderlerindeki yükseliş marjları sınırlandırıyor. Gıda dışı perakendede ise tüketici talebindeki yavaşlama, artan kampanyalar ve indirimlerin brüt kar marjları üzerindeki etkisi ön planda olacak.
Havacılık ve Turizm: Yaz sezonuyla birlikte güçlenen yolcu trafiği ve döviz bazlı gelirler sektörün operasyonel performansını destekliyor. Buna karşılık jet yakıtı fiyatlarındaki oynaklık, personel giderleri ve bölgesel jeopolitik riskler karlılık üzerinde belirsizlik yaratıyor. Avrupa kaynaklı talebin seyri ve Euro/Dolar paritesindeki hareketler de şirketlerin gelir görünümünde etkili olacak.
Enerji ve Petrokimya: Enerji sektöründe küresel emtia fiyatları ve ürün marjlarının seyri belirleyici olmaya devam edecek. Petrol fiyatlarındaki oynaklık, rafineri şirketleri açısından stok gelirleri ve rafineri marjları üzerinden sonuçlara yansıyabilir. Petrokimya tarafında ise hammadde maliyetleri, küresel talep, ürün fiyatları ve kapasite kullanım oranları öne çıkıyor. Bu nedenle sektör genelinde ortak bir görünümden ziyade şirket bazlı ayrışmaların daha belirgin olması beklenebilir.
Telekomünikasyon: Enflasyona bağlı fiyat güncellemeleri ve abone gelirlerindeki artış, sektörün operasyonel performansını desteklemeyi sürdürüyor. Ortalama Kullanıcı Başına Gelir (ARPU), abone kazanımları ve FAVÖK marjındaki değişimler yatırımcıların odağında olacak. Buna karşılık altyapı yatırımları, kur kaynaklı ekipman maliyetleri ve finansman giderleri net kar büyümesini sınırlandırabilir.
Genel olarak 2026 yılı ikinci çeyrek finansalları, satış büyümesinden çok bilanço kalitesi ve nakit yaratma kapasitesinin ön plana çıktığı bir döneme işaret ediyor. Güçlü nakit akışı üreten, işletme sermayesini etkin yöneten, finansman yükünü kontrol altında tutan ve marjlarını koruyabilen şirketlerin pozitif ayrışması beklenebilir. Yüksek borçluluğa sahip, maliyet artışlarını fiyatlarına yansıtmakta zorlanan ve finansman giderleri hızla yükselen şirketlerde ise karlılık üzerindeki baskının devam etmesi sürpriz olmayacaktır.
*** Yurtiçi şirketlere yönelik 2026 yılı 2. Çeyrek Bilanço Takvimine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
https://www.gcmyatirim.com.tr/arastirma-analiz/yurt-ici-bilanco-takvimi
