Lisanslı ve Geniş Yetkili Aracı Kurum - Lisans No: G-039 (398)
Cumhuriyetimizin 100. Yılı Kutlu Olsun

FED'in QE'den QQE'ye geçişi

25 Mart 2014 GCM Araştırma & Analiz -
2008 yılında ABD’de patlak veren mortgage krizi, birçok açıdan dünyanın farklı bölgelerinde farklı sonuçlar doğurdu. Bankaları denetleyen yeni kurumların gelişmesinden tutunda, global ekonomide açtığı derin yaralara kadar insan yaşamına faydalı ve zararlı sayısız etkide bulundu. Olumsuz sonuçları tabi ki çok daha ağır oldu. Krizin başlangıç tarihi olarak kabul edilen 2008 Eylül ayından bu yana yıllar geçmiş olsa da, gelişmiş merkez bankalarının krizden çıkış sürecinin daha çabuk atlatılması için uyguladıkları genişlemeci para politikaları ise halen daha devam etmektedir.

Kriz sonrası süreçte daha önce görülmemiş ve geleneksel olmayan para politikaları ile sermaye piyasalarının en yakından takip ettiği kurum hiç kuşkusuz ABD Merkez Bankası (FED) olmuştur. Politika faiz oranını, kriz sonrası düşen istihdam seviyesinin ve çok düşük düzeylere gerileyen ekonomik aktivelerin yeniden artışına destek sağlamak için hızlı bir şekilde indiren FED,bunun beraberinde ise parasal genişleme olarak isimlendirilen “QuantitativeEasing” (QE) programını uygulamaya başladı. Nicel gevşeme olarak da tanımlanan bu plan ile Banka, piyasalardan değerli kağıtları satın alarak, ekonominin içerisine akan Dolar miktarını artırmayı amaçlamıştı. Düşük maliyetli fonlar ile yatırımlar artacakken, bu paralelde işsizliğin ise düşmesi bekleniyordu. Aslına bakarsak şimdilik öyle de oluş gibi görünüyor.



Yukarıdaki grafikte 2008 krizinden sonra ABD tarihinin en yüksek seviyelerine kadar çıkan işsizliğin, daha sonra düşmeye başladığı görülüyor. Yani FED ve dönemin FED Başkanı Ben Bernanke’nin “yerinde” adımlar attığı ifade edilebilir. Ancak denklemde eksik olan bir nokta olduğunu FED ekonomistleri de fark ettiler.

Eksik olan bu nokta ise enflasyondu. Yıllarca, her ay ABD ekonomisine miyarlarca Dolar pompalanırken, bol para ile yükselmesi gereken enflasyon oranı nasıl olurda büyük bir sıçrama göstermez? Sorunun cevabı ise aslında işsizlik oranı düşüş kaydederken, harcamaların artmaması ve FED’in ekonomiye aktardığı Dolar’ların finans sisteminin içerisinde kalarak reel ekonomiye aktarılamadığı şeklinde cevap buldu. Ülkenin borsaları kriz öncesi gördükleri seviyeleri aşmakla kalmayıp, tarihi rekorlara imza atarken, bazı sorularda gündeme geldi. ABD ekonomisi 2008 öncesinden daha mı iyi durumda? Cevap bariz bir şekilde “hayır” idi. Ancak ülke ekonomisinin içerisine akan Doların çoğunlukla yeniden finansal araçların alımında kullanıldığı, dolayısı ile reel ekonomideki harcamaları desteklemede yetersiz kaldığı değerlendirmesi ağırlık kazanan görüşler arasında yer aldı.



Yukarıdaki grafikte, ABD’deki enflasyon oranının kriz sonrasındaki sert düşüşü sonrasında, istisnalar olsa da, genelde %2 seviyesinin altında kaldığı görülüyor. 2013 yılının tamamında ise %2 ve altındaki rakamlar enflasyonda dikkat çekiyor.


“Kalitatif göstergeler”


Genişlemeci para politikaları uyguladığı süreç içerisinde FED sermaye piyasalarını bilgilendirmek ve yatırımcıların beklentilerini yönlendirebilmek için bazı yöntemler benimsedi. “ForwardGuidance” olarak isimlendirilen “ileriye yönelik rehberlik” politikası ile FED’in ne zaman faiz artırabileceği ve para politikalarında ne zaman değişiklik yapabileceği konularında piyasalara ipuçları vermeye çalıştı. “İşsizlik oranı %6.5’in üzerinde, enflasyon oranı da %2.5’in altında kaldığı sürece politika faizi sıfıra yakın kalmaya devam edecek” ifadesi ise uzun bir süre küresel piyasa katılımcılarının yol haritasını belirlemek için kullandıkları FED açıklaması olarak öne çıktı.

Ancak FED içerisinde yaşanan değişiklikler ve işsizlik oranının da söz edilen %6.5’e oldukça yaklaşması sonrasında piyasalarda faiz artırımı yapılacağı beklentisinin oluşması, Banka’nın, yeni Başkanı Janet Yellen ile bazı değişikliklere gitmesine neden oldu. Bunların en dikkat çekeni ile %6.5 işsizlik oranı eşiğinin terk edilmesiydi. 19 Mart 2014’de tamamlanan toplantısından sonra FED işsizlik oranı eşiğini terk ettiğini duyururken, istihdam piyasasını incelemek için daha “kalitatif” göstergelere odaklanacağını belirtti. Zaten FED Başkanı Yellen’da daha önce yaptığı bir konuşmada işsizlik oranının çok iyi bir ekonomik gösterge olmayabileceğinin altını çizmişti. Peki FED, neden böyle düşünmeye başladı?

Bunun ilk nedeni olarak işsizliğin tahmin edilenden daha hızlı gerilediği ve FED’in henüz kırılgan olduğunu düşündüğü ekonomik toparlanmaya zarar vermek istemediği için faiz artırımından kaçınmak istemesi diyebiliriz. Diğer taraftan işsizlik oranı bahsedildiği gibi gerçekten de ABD ekonomisinin sağlığını tam olarak yansıtabilen ekonomik verilerden biri olmayabilir ve bunun da FED’i daha kaliteli sinyaller verdiği düşünülen ekonomik göstergeleri izlemeye itmesi normal karşılanabilir. Olması gerektiğinden daha erken bir tarihte politika faiz oranının yükseltilmeye başlaması, ABD ekonomisi için borçlanma maliyetlerinin de artması anlamına geleceği için, atılan söz konusu adım 2008 yılından bu yana elde edilen kazanımların geri verilmesine neden olabilir.

“QE’denQQE’ye geçiş mi?”

Peki işsizlik oranı bundan böyle FED’in para politikalarını öngörebilmek için kullanılacak göstergeler arasında yer almayacaksa, Yellen’ın bahsettiği hangi “qualitative” (nitel - kalitatif) göstergeler izlenebilir. FED bundan böyle sadece QE değil, artık QQE olarak isimlendirebileceğimiz politikasında daha sağlıklı istihdam piyasası için nelere dikkat edebilir? Hem nicel hem de nitel değerler için istihdam piyasası nasıl izlenebilir.

Tabi ki bu noktada FED’in yapacağı açıklamalar dikkatle takip edilmeli. Ancak Banka’nın işsizlik oranı konusunda doğru bir ekonomik gösterge olmayabileceği yönündeki açıklamaları çok haksız sayılmaz ve farklı rakamlara odaklanmak doğru olabilir.



Örneğin yukarıdaki grafikte ABD’li vatandaşların işgücüne katılım oranını gösteren grafik, aslında işsizlik oranında görülen düşüşün bir kısmının pek sağlıklı olmadığını açıklıyor. Çünkü işsizlik oranı; Cari fiyatlar düzeyinden çalışmak istediği halde iş bulamayan kişi sayısının toplam iş gücüne oranını gösteriyor. Yani 100 kişilik bir popülasyonda bahsettiğimiz tanıma uyan 10 kişi varsa işsizlik oranı %10 olarak gerçekleşiyor. Fakat işsiz olduğu halde artık iş aramaktan vazgeçmiş ve çalışmayan insanlar işsizlik oranı verisinde yansıtılmıyor. ABD’de işgücüne katılım oranını giderek düşerken, işsiz tanımına uyan kişi sayısı da azalıyor ve aslında işsizlik oranı düşerken, ümitsiz bir şekilde iş aramaktan vazgeçen kişiler, işsiz kategorisinden çıkıyor. Unutmayın işsizlik tanımı; cari fiyatlar düzeyinden çalışmak isteyenleri işsiz olarak tanımlıyor. Oysa işgücüne katılım oranını ise İşgücü/Aktif Nüfus formülü ile hesaplanıyor. İş gücüne katılım oranının düşmesi, sağlıksız bir istihdam piyasasına işaret ettiği şeklinde yorumlanıyor. Bu nedenle söz konusu oran, FED’in üzerinde durabileceği önemli ekonomik veriler arasında yer alıyor.

Diğer bir gösterge ise ortalama saatlik kazançlar olarak değerlendirilebilir. Krizden önce de düşük seviyelerde olan çalışan ABD’lilerin ortalama kazançlarının, kriz ile yeni bir düşüş yaşadığı, ancak daha sonra hızlı bir toparlanma süreci geçirdiği görülüyor. Fakat 10.5 seviyelerine kadar çıkan saatlik kazançlar, bu noktadan yeniden gerileyerek, işsizlik düşmesine rağmen artmayan kazançlara işaret ettiğini görebiliyoruz. Sağlıksız bir istihdam piyasasının göstergesi olarak değerlendirilebilecek bu veri de, FED’in piyasalara izlediğini ifade ettiği veriler arasında yer alabilir.



Son olarak ise ortalama haftalık çalışma saatlerine bakmak faydalı olabilir. İşsizlik oranındaki düşüşe rağmen, iş gücüne katılım oranının gerilemesi ve kazançların artmaması ile birlikte, çalışma saatlerinde artışın görülmemesini de ABD’de artık daha kalitatif rakamların izlenmesinin zamanının geldiğini, hatta geçtiğini ifade edebiliriz.



FED Başkanı Yellen’ında ifade ettiği gibi, işsizlik oranındaki düşüşün neden iyi bir veri olmayabileceğini açıklayabilecek yukarıdaki grafik, ABD’li vatandaşların haftalık çalışma sürelerinin, düşen işsizlik oranına rağmen artmadığını gösteriyor. Aksine son dönemlerde düşüşün bir miktar daha şiddetli olduğu bile görülebiliyor. İşini kaybederek part-time (yarı zamanlı işlerde) çalışmak zorunda olanlar, ya da işin kaybetmemek için yarı zamanlı çalışmaya razı olanlar ile birlikte ABD’de haftalık çalışma sürelerinin kısaldığı görülebiliyor. Aslında nedeni ne olursa olsun sağlıklı bir ekonomi ve istihdam piyasasında haftalık çalışma saatlerinin artması beklenmektedir.

İşsizlik oranı dışında yukarıda söz ettiğimiz üç ayrı ekonomik veri ilerleyen aylarda FED tarafından daha sağlıklı bir istihdam piyasası için, ileriye yönelik rehberlik politikası çerçevesinde işaret edilebilir. Dolayısı ile Banka’nın faiz artırımına ne zaman gidebileceği ya da aylık tahvil alımlarında nasıl bir politika izleyeceğini anlayabilmek adına bu ve benzeri veriler daha değerli rakamlar haline gelebilirler.
GCM YATIRIM sizin için hazır! Yatırıma başlamaya hazır mısınız?
Yardıma mı ihtiyacınız var? Müşteri temsilcimize merhaba deyin!
Web sitemizi ziyaret eden kullanıcılara mümkün olan en iyi yatırım deneyimini sunabilmek için çerezler (cookieler) kullanmaktayız. Çerez politikalarımızın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.